Yazar "Meteroğlu, Fatih" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 20 / 24
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Atipik yerleşimli hidatik kist olguları(2013) Oruç, Menduh; Öztürk, Bülent; Şahin, Atalay; Çalışkan, Ahmet; Meteroğlu, FatihBaşka bir yerde primer kaynak saptanamayan atipik lokalizasyonlu altı hidatik kist olgusu sunulmuştur. Kist hidatik hastalığı tarih boyunca görülmüş paraziter bir hastalık olup, en sık karaciğer ve akciğerlere yerleşmektedir. Yumuşak doku, kas, diyafragma, miyokard içi, cilt altı ve kosta yerleşimi nadirdir. Diyafragma kasları arası ve miyokard içi hidatik kistler operasyon öncesi, cilt altı manibrium sterni üzeri ve sağ birinci kosta yerleşimli olgular ise operasyon sonrası tanıları konuldu. Tüm olguların diğer organlarında hidatik kist bulgusuna rastlanmadı. Hidatik kist ülkemizde endemik bir hastalık olup atipik yerleşimlerin de söz konusu olduğu bilinmelidir. Histo-patolojik incelemeleri hidatik kist ile uyumlu geldiÖğe Bir üniversite hastanesinde tanı konulan sarkoidoz hastalarının klinik özellikleri(Modestum Publishing Ltd., 2012) Abakay, Özlem; Abakay, Abdurrahman; Tanrıkulu, Abdullah Çetin; Meteroğlu, Fatih; Sezgi, Cengizhan; Şen, Hadice Selimoğlu; Dallı, Ayşe; Kabak, MehmetAmaç: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde sarkoidoz tanısı konulan hastaların klinik özelliklerinin ve takip sonuçlarının araştırılması amaçlandı. Gereç ve yöntem: Çalışmaya 01 Ocak 2008 - 31 Aralık 2011 tarihleri arasında sarkoidoz tanısı konulmuş toplam 39 hasta alındı. Hastaların demografik verileri, laboratuar verileri, spirometrik test sonuçları, tanı yöntemleri, verilen tedavi rejimleri çalışma formuna kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 39 hastanın %15.4 erkek, %84.6 kadın idi. Yaş ortalaması erkeklerde 39.5 ± 13.1 yıl, kadınlarda 44.8 ± 14.0 yıl idi. Hastaların %17.9u evre 1, %66.7si evre 2, %10.3ü evre 3 ve %5.1i evre 4 idi. Tanı konulduğunda hastaların %61.5i semptomatik, %38.5i asemptomatikti. Hastaların solunum fonksiyon test sonuçlarına göre %61.5 normal patern, %30.8 restriktif patern ve %7.7 obstrüktif patern saptandı. Hastaların tanı yöntemleri incelendiğinde hastaların %25.6sına bronkoskopik biyopsi prosedürleri ile %74.4üne cerrahi biyopsi prosedürleriyle tanı konulmuştu. Hastalara uygulanan tedaviler incelendiğinde hastaların %56.4üne kortikosteroid tedavisi, %5.1ine kortikosteroid + metotreksat tedavisi verilmişti, %38.5i ise farmakolojik tedavi verilmeden takip edilmişti. Çalışmanın bittiği tarihte hastaların %20.5inin tedavisi devam etmekteydi. Farmakolojik tedavi verilen hastalarda ortalama 8.4 ay tedavi verilmişti. Sonuç: İnterstisyel akciğer hastalıkları arasında sık görülen sarkoidoz hastalarımızın klinik özellikleri incelenerek tanı, ayırıcı tanı ve tedavide yaşanabilecek muhtemel sorunların tespiti mümkün olabilecektir.Öğe A Case of boerhaave's syndrome(Galenos Yayınevi, 2015) Oruç, Menduh; Şahin, Atalay; Meteroğlu, Fatih; Erbey, Ahmet; Sızlanan, Ahmet; Monis, SerdarTransmural perforation of the esophagus following an effortful vomiting is a rare but fatal condition. This situation, known as Boerhaave’s syndrome, is caused by spontaneously occurring perforations. The esophagus is not resistant to reflexes such as nausea and vomiting because it lacks serosal layers. Boerhaave syndrome, in which substantial amounts of spontaneous perforations occur, is generally seen after emesis. Its rarity and non-specific nature of symptoms make the diagnosis difficult. The immediate recognition of this potentially lethal condition is essential to ensure appropriate treatment. We present the treatment of Boerhaave syndrome in a 78-year-old man who was admitted to the emergency department with a vomiting complaint.Öğe A Case of Sternal Cleft(2016) Oruç, Menduh; Erbey, Ahmet; Meteroğlu, Fatih; Şahin, AtalaySternal kleft sternal çubukların tamamen veya kısmibirleşme yetersizliğinden oluşan nadir doğumsal biranomalidir. Abdominal ve/veya torasikmalformasyonlarla beraber olabilir. Klinik özelliklereşlik eden bozukluklara bağlıdır. Erken onarım dahaiyi sonuçlar verir. Cerrahi tedavi uyguladığımız sternalkleftli üç aylık kız çocuğu olgusunu sunuyoruz.Öğe Comparison of demographical characteristics, prognostic factors, and surgical outcomes in children and adult patients with pulmonary hydatid cyst(Turkish Respiratory Society, 2017) Oruç, Menduh; Şahin, Atalay; Meteroğlu, Fatih; Onat, Serdar; Durkan, Atilla; Ülkü, Refik; Taylan, MaşukObjective: Pulmonary involvement of hydatid cyst disease (HCD) may cause rupture, anaphylaxis, pneumothorax, and pulmonary hypertension. Our aim was to analyze demographical and clinical characteristics of pulmonary HCD. Methods: Demographical characteristics, laboratory parameters, and clinical features of 171 children and adult patients with pulmonary HCD were analyzed. Age, gender, ELISA test results, duration of hospitalization, surgical method of cyst excision and number, diameter, localization, and perforation status of cysts were recorded. Physical examination, ultrasonography, computed tomography, and serologic tests were used to confirm diagnosis of hydatid cysts. Results: Perforated cysts were observed in 26 children and 22 adults. Twenty-three children and 12 adults had a giant cyst. Extrapulmonary hydatid cysts were observed in 10 children and 21 adults. ELISA IgG positivity was determined in 30 children and 34 adults. Twelve children experienced long-lasting air leakage and responded to drainage. In the adult group, 14 patients had long-lasting air leakage and 3 had empyema and expansion defect. The mean duration of hospitalization for children and adults was 8.9 and 10.45 days, respectively. Conclusion: A better understanding of demographic features, clinical characteristics, complications of disease, and surgical procedures helps to determine optimal follow-up and the therapeutic choice.Öğe Desendan Nekrotizan Mediastinit: İki Olgu Sunumu(2018) Kavak, Gönül Ölmez; Meteroğlu, Fatih; Şahin, Atalay; Oruç, Menduh; Gül, BurakDesenden nekrotizan mediastinit (DNM) nadir görülen, fakat yüksek oranda ölümcül seyreden bir durumdur. DNM, mediastendeki hayati organların etrafında nadir görülen enfeksiyöz bir hastalıktır. Zamanında tanı konulmaz ve uygun olarak tedavi edilmezse sonuç fatal olur. Tedavideki gecikme enfeksiyonunmediastene yayılmasına yol açar. Erken tanı, uygunantibiyoterapi ve cerrahi girişimle şifa olasıdır. Ağıztabanında kötü kokulu bir sıvının geldiğini ifade eden37 yaşındaki erkek hasta 5 gün sonra ve kemikli etyemesi sonrası yutamama şikâyetiyle acile başvuran57 yaşındaki erkek hasta 7 gün sonra yatırıldı. Her ikiolgu gerekli laboratuvar ve radyolojik tetkikler sonrasıacilden ameliyata alındı. Olguların tanılarındakigecikmelerden sonra müdahale edildi. Müdahalesonrası takiplerde olgular şifa ile taburcu edildiler.Öğe Evaluation of patients diagnosed with spontaneous hemopneumothorax(Marmara Üniversitesi, 2017) Oruç, Menduh; Monis, Serdar; Şahin, Atalay; Erbey, Ahmet; Meteroğlu, Fatih; Onat, SerdarObjective: Spontaneous hemopneumothorax (SHP) may threaten life unless timely diagnosed and appropriately treated. The aim of this study was to review our institutional experience in the management of patients with SHP. Patients and Methods: We retrospectively analyzed age, gender, the affected side, the amount of drainage, clinical findings, and treatment outcomes of 610 patients with diagnosis of spontaneous pneumothorax at emergency department. Later, they were admitted to the Department of Thoracic Surgery, Dicle University Hospital. Results: Posteroanterior chest radiographs, thoracic computed tomography (CT) scans, biochemistry and coagulation test results of all patients were evaluated. All patients underwent closed chest drainage. Seven (1.14%) of 610 patients were diagnosed with SHP. These patients underwent operation after thoracic drainage. Three of them were operated by video-assisted thoracoscopic surgery (VATS) and the others by thoracotomy. No postoperative complication was observed. Conclusion: SHP should be considered in patients presenting with sudden chest pain and dyspnea when there is air-fluid level in addition to pneumothorax on radiography. The first treatment approach should be the application of tube thoracostomy. Next step should include close clinical and hemodynamic control and be followed primarily by VATS or urgent thoracotomy in case of continued bleeding. An early diagnosis and appropriate surgical approach can prevent fatal complications.Öğe Göğüs ağrısı çocuklardaki malign tümörlerin ilk semptomu olabilir: İki olgu sunumu(Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2016) Akın, Alper; Bilici, Meki; Söker, Murat; Aldudak, Bedri; Meteroğlu, FatihÇocukluk çağı göğüs ağrısı nedenlerinin önemli bir bölümü idyopatik ya da kas iskelet sistemi kaynaklıdır. Kalp ve çevresinin malign tümörleri de göğüs ağrısı nedeni olabilmekle beraber malignitelerde klinik genellikle hızlı başlangıçlı ve birden fazla sistemik semptomu içerir. Göğüs ağrısının diğer bulgulardan önce tek semptom olarak ortaya çıkması olağan bir durum değildir. Biz burada ilk semptomun göğüs ağrısı olduğu ve daha sonra fibrosarkom ve lenfoma tanısı alan iki çocuk hasta sunuyoruz. Bu iki hasta nedeniyle göğüs ağrısı şikayetiyle başvuran çocuklarda etyolojide kalp ve çevresinin malign tümörlerinin de ayırıcı tanıda yer alması gerektiğini belirtmek istiyoruz.Öğe Göğüs duvarında agresif fibromatözis olgusu(Lookus Scientific, 2015) Oruç, Menduh; Meteroğlu, Fatih; Erbey, Ahmet; Şahin, Atalay; Monis, SerdarÖz:Desmoid tümör olarak da bilinen fibromatozis olduk- ça nadir görülen yumuşak doku tümörüdür. Histolojik olarak iyi huylu yumuşak doku tümörleri içerisinde sınıflandırılsa da, bazı kaynaklar düşük grade fibro- sarkoma olarak kabul etmektedir. Metastaz yapma- dıkları bilinir ancak komşu organlara yayılırlar. Bu yüzden total çıkarılmaları önerilir. Etyolojisi, travma, cerrahi, hormonal bozukluk olarak bilinen ve kadın- larda daha fazla görülen bir hastalıktır. Travma öykü- sü olan, sağ tarafta dolgunluk hissi ve nefes darlığı şikâyeti ile başvuran 18 yaşında kadın hastada önce mini torakotomi ile tanı konuldu. Sonuç desmoid tümör gelince kitleyi total olarak çıkardık.Öğe İlginç yabancı cisim aspirasyonu olan üç olgu(Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2014) Meteroğlu, Fatih; Onat, Serdar; Birak, AliYabancı cisim aspirasyonu (YCA) trakea seviyesinde tama yakın tıkanıklık meydana getirdiğinde ölümcül solunum yetmezliğine (asfiksi) neden olur. Buna karşın, trakeao-bronşial ağacın daha aşağı seviyelerine ilerleyebilen yabancı cisimler tıkadığı bölgenin distalinde havalanmanın bozulmasına ve enfeksiyona zemin hazırlayıcı etkisine bağlı olarak solunum sistemi problemlerine neden olmaktadır. Sık tekrarlayan enfeksiyon ve öksürük şikâyetleri nedeniyle kliniğimize başvuran 25 ve 32 yaşında iki erkek hastaya unutulan yabancı cisim aspirasyonu nedeniyle rijit bronkoskopi yapıldı. Dört yaşında erkek çocuk olan üçüncü olgumuzda ise aspire edilen tespih boncuğu idi. İlk olguda sağ alt lob girişinde mermi çekirdeği ve ikinci olguda ise bilateral alt lob bronş girişinde tavuk boyun kemiği ve üçüncü olguda ise sağ ana bronşta tespih tanesi çıkartıldı. İlginç bulduğumuz üç olguyu literatür eşliğinde sunmayı amaçladık.Öğe İntrahepatik safra yollarındaki katetere bağlı gelişen plevrobiliyer fistül(Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2012) Meteroğlu, Fatih; Şahin, Atalay; Eren, Tahir ŞevvalBronkobiliyer fistüllü hemen hemen tüm olgularda safralı balgam mevcutken, plevrobilier fistülde ise safralı balgam gözükmemektedir. Plevrobilier fistül, malignite veya geçirilmiş cerrahiye sekonder komplikasyon olarak görülebilir. Safra plevral boşlukta birikmekte ve safra tahrişine sekonder pnömonit sıklıkla görülebilir. Bu çalışmada inoperabıl pankreas başı tümörü tanısıyla intrahepatik safra yollarına 3 kez kateter takılan olgu tartışıldı. Olgunun tanısı, akciğer grafisi, bilgisayarlı tomografisi ve plevral mayinin biyokimyasal analiziyle tanısı konuldu. Plevrobilier fistül olgusu literatür bilgileri eşliğinde sunuldu.Öğe Konjenital Lober Amfizem: İki Olgu Sunumu(2018) Oruç, Menduh; Şahin, Atalay; Meteroğlu, FatihKonjenital lober amfizem; akciğerin bir veya dahafazla lobunun hiperekspansiyonu, bunun çevredekinormal akciğer dokusuna basısı ve mediastinal kayma ile karakterli bir respiratuvar distres nedenidir.Yeni doğan döneminde solunum sıkıntısına yol açmakla birlikte, ender olarak semptomların ortayaçıkışı altıncı aya kadar gecikebilir. Nadir görülen birhastalıktır. Spontan pnömotoraks ile karıştırılması veciddi olgularda uygulanan acil cerrahi müdahale ileklinik tablonun dramatik olarak düzelmesi nedeniyleönem taşımaktadır. Kliniğimizde solunum sıkıntısı, sıksık enfeksiyon nedeniyle medikal tedavi alan 4 ve 27aylık iki erkek olgu yatırıldı. Her iki olguya da loberamfizem nedeniyle sol üst lobektomi yapıldı. Cerrahiişlem sonrası takiplerinde genel durumlarında vesolunum düzeylerinde ciddi düzelmeler olan iki olguyu sunmayı amaçladık.Öğe Malign plevral efüzyonlu olgularda randomize olarak VATS plörektomi ile küçük kalibrasyonlu kataterle talk plörodezis sonuçlarının karşılaştırılması(2012) Tunçözgür, Bülent; Meteroğlu, FatihAmaç: Plevral efüzyon, plevral sıvının salınımı ile emi- limi arasındaki dengenin bozulması sonucu oluşur. Bu çalışmada, malign plevral efüzyonun (MPE) palyatif teda- visinde plörodezisin farklı yöntemlerinden talk plörodezis ile video yardımlı torakoskopik (Video- assisted thoracic surgery VATS ) plörektominin klinik yanıtlarının değerlen- dirilmesi amaçlandı. Gereç ve yöntem: Haziran 2007-Haziran 2008 arasın- da malign plevral efüzyon nedeniyle plörodezis uygula- nan 45 olgu çalışmaya alındı. Tanı koymak için plevral sıvının biyokimyasal, mikrobiyolojik ve sitolojik incelemesi için torasentez yapıldı. Plevral sıvı ve serum örneklerinde eş zamanlı LDH, total protein, glukoz, albumin ve sitoloji çalışıldı. Olgular iki gruba ayrıldı. Grup I (n = 25) olgulara küçük kalibrasyonlu katater-talk plörodezis (4,5 gr), Grup II ( n = 20) olgulara VATS plörektomi uygulandı. Bulgular: Olguların 32’si kadın, 13’ü erkek idi. Yaş ortala- ması 51,58 (27-75) yıl idi. Tüm olgularda torasentezle sıvı ve aynı seansta plevral biyopsi alındı. Transuda- eksuda ayırımı Light kriterlerine göre yapıldı. Grupların plörode- zis başarı oranları tam cevap: grup I’de %84 (n:21) ve başarısız %16 (n: 4), grup II’de tam cevap %85 (n: 17), başarısız %15 (n:3) olarak bulundu. Grupların hastanede kalış, tüp takip süreleri karşılaştırıldığında istatistiksel ola- rak anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: Kötü prognoz göstergesi olan malign plevral efüzyonda tedavi palyatiftir. Amaç sağ kalım süresi kısa olan hastada nefes darlığını ortadan kaldırmaktır. Çalış- mamızda VATS plörektomi ile plörodezisde en etkili skle- rozan ajan olarak bildirilen talk arasında anlamlı bir fark bulunamadı.Öğe Orta lob sendromu; Sağ akciğer lezyonlarında ayırıcı tanılar arasında olmalı(Lookus Scientific, 2016) Meteroğlu, Fatih; Taylan, Mahşuk; Demir, Melike; Gül,Burak; Birak, AliSağ orta lob sendromu, sağ orta lobda inatçı ya da tekrarlayan atelektaziler ile karakterize olan bir tablo- dur. Görüntüleme yöntemlerindeki gelişmelerin etki- siyle erken tanı konulması sıklığı artmıştır. Burada, sağ orta lob tümörü ön tanısıyla tüm invazif girişimle- re rağmen tanısı konulamayan 23 yaşındaki bayan hasta ile akciğer- karaciğer hidatik kist nedeniyle operasyona alınan ve operasyon esnasında orta lob sendromu tanısı konulan 15 yaşındaki olgularımızı sunmayı amaçladık.Öğe Postoperatif tanı alan kitleyi taklit eden tüberküloz olguları(Modestum Ltd., 2014) Meteroğlu, Fatih; Abakay, Özlem; Monis, Serdar; Birak, AliTüberküloz farklı radyolojik görünümlerle ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Sık olmamakla birlikte kitle görünümünde akciğer tüberkülozu olguları literatürde mevcuttur. Akciğerde kitle görünümü ile başvuran hastalarda tüberküloz tanısından emin olmak ve eşlik eden tümör tanısını kesin dışlamak bazen zor olmaktadır. Bu yazıda, kliniğimize akciğer grafiğinde kitle görünümü ile başvuran 42 ve 65 yaşındaki iki hastanın tanısında yaşanan güçlükler tartışıldı. Her iki olgunun bilgisayarlı tomografileri sonrası, Pozitron Emisyon Tomografileri çekildi. Üç kez bakılan balgamda Aside rezistans bakteri negatif idi. Fiberoptik bronkoskopik lavaj ve bronş biyopsileri negatif geldi. Bu nedenle her iki olguya cerrahi ile tanıya gidildi. İlk olguya mini torakotomi ile wedge rezeksiyonu yapıldı. Alınan parankim dokudan frozen (donmuş kesit) çalışıldı ve tüberkülozla uyumlu geldi. İkinci olgununda cerrahi sırasında frozen malign gelmesi nedeniyle sol üst lobektomi yapıldı. Ancak kesin patoloji raporu tüberküloz olarak geldi. Her iki olguya anti-tüberküloz tedavisi başlandı ve rutin kontrollerinde genel durumları iyi idi. Ülkemiz gibi tüberkülozun yaygın görüldüğü yerlerde akciğerde kitle görüntüsünde olan lezyonların değerlendirilmesinde tüberkülozun akılda tutulması gerekir.Öğe Primer akciğer lenfoma olgusu(Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2016) Taylan, Mahşuk; Meteroğlu, Fatih; Demir, Melike; Birak, Ali; Gül, BurakPrimer pulmoner lenfoma, tüm akciğer tümörlerinin yalnızca %0,5’ini teşkil eden ve intrapulmoner lenfatiklerden kaynaklanan nadir bir tümördür. Radyolojik olarak kitle ve konsolidasyon şeklinde görülebilmesi nedeniyle, primer veya metastatik akciğer kanseri, pnömoni, sekestrasyon ve atelektazi gibi birçok hastalığın ayırıcı tanısında düşünülmelidir. İki yıldır şikâyetleri olan 44 yaşında erkek hastanın toraks bilgisayarlı tomografide sol akciğer lingular segmentte kalp’le sınırları net ayırt edilemeyen 65x68 mm ebatında kitle saptandı. Tanısal torakotomide histopatolojisi lenfoma ile uyumlu geldi ve lingula ve alt lob apikal segmentinide içine alacak şekilde wedge rezeksiyonu uygulandı. Bu çalışmada, öksürük ve halsizlik şikâyetiyle yatırılarak primer akciğer (düşük grade B-hücreli) lenfoması tanısı konulan olguyu sunmayı amaçladık.Öğe Tansiyon pnömotoraksı taklit eden dev bül(2012) Şahin, Atalay; Meteroğlu, Fatih; Erbey, Ahmet; Oruç, MenduhTansiyon pnömotoraksı direkt ön-arka akciğer grafisinde;bir hemitoraksı tamamen dolduran geniş radyolusenite, diyafram konturünü düzleştirmiş, mediastinal yapılarıkarşı tarafa itmiş ve hatta trakeaya bası yapmış olarak görünür. Dev bül de, bir hemitoraksı tamamen doldurangeniş radyolusensi artışı, mediastinal shift, diyafragmadadüzleşme ve trakeaya bası yapacak kadar tansiyon pnömotoraksı taklit edebilir. Olgumuz, dev akciğer bülü olan61 yaşında erkek hasta. Bu olguda dev bül, tansiyon pnömotoraks olarak teşhis edilip tüp torakostomisi uygulandı. Dev bülün tansiyon pnömotorakstan ayırımı bazen güç olabilmektedir. Birbirlerine benzer bu iki klinik tablonun tedavi yaklaşımları tamamen farklıdır. Bundan dolayı anamnez, fizik muayene, radyolojik incelemede doğru tanı içindikkatli olunmalı, özellikle tedavi yaklaşımı belirlenmedenönce ayırıcı tanı için BT (Bilgisayarlı Tomografi) ile değerlendirilmesi göz ardı edilmemelidir.Öğe Thoracic mass lesions on imaging: Beware of tuberculosis cases(Coll Physicians & Surgeons Pakistan, 2021) Meteroğlu, Fatih; Şahin, AtalayTuberculosis (TB) and thoracic malignancy mimic each other clinically, and pose diagnostic challenges. Both diseases are characterised by similar symptoms. We aimed to emphasise that some forms of TB are associated with misleading clinical and radiological manifestations. We present a retrospective study of clinical and pathological results of 10 cases with a preliminary presumptive diagnosis of thoracic malignancy. All patients were found to have TB without evidence of malignancy and were successfully treated with standard antibiotherapy after completion of diagnostic procedures. TB should be considered as a noteworthy differential diagnosis in patients living in TB-endemic countries, and biopsy plays a vital role in correctly diagnosing TB.Öğe Toraks duvarında tüberküloz soğuk apsesi:Üç olgu sunumu(2014) Arıkanoğlu, Zülfü; Eren, Tahir Şevval; Meteroğlu, FatihTüberküloz olgularının yaklaşık %15-20'si akciğer dışı olup, nadiren göğüs duvarında izole olarak görülebil- mektedir. Kliniğimize göğüs duvarında ağrılı şişlik yakınması ile kliniğimize başvuran ardışık üç hasta göğüs duvarında kitle ön tanısı ile incelendi. Yaşları sırasıyla 60, 35 ve 30 olan, iki kadın ve bir erkek has- tanın ortak yakınması ele gelen şişlik idi. Fizik muaye- nede ikinci olguda sağ sekizinci kaburga düzeyinde cilt altında ele gelen yumuşak vasıflı kitle vardı. Diğer iki olguda da fluktuasyon veren yumuşak vasıflı kitle (ilk olguda göğüs manibrium sterni üzerinde, üçüncü olguda sol üçüncü kaburga üzerinde), tümör ön tanısıyla toraks bilgisayarlı tomografisi ile değerlendirildi. Lezyonlar tüm olgularda eksizyonel biyopsi ile tamamen çıkar- tıldı. Histopatolojik inceleme kazeöz nekroz gösteren doku olarak bildirildi. Asit dirençli bakteri çalışmaları negatif idi. Olgulara dört ilaç kombinasyonu ile anti- tüberküloz tedavisi başlandı. Bu çalışmada göğüs duva- rında nadir olarak gözlenen, tüberküloza ait izole soğuk apsesi olan üç olgu, klinik özellikleri, tanı ve tedavi yöntemleri açısından irdelendi.Öğe Toraks travması takibinde dikkat edilmesi gereken durum: Diyafragma yaralanmaları(Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Derneği, 2015) Meteroğlu, Fatih; Şahin, Atalay; Başyiğit, İsmail; Oruç, Menduh; Monıs, Serdar; Sızlanan, Ahmet; Onat, Serdar; Ülkü, RefikAMAÇ: Penetran ve künt toraks travmalarında dikkatli incelenmediği ve şüphelenilmediği zaman gözden kaçabilen diyafragma yaralanmalarını vurgulamak istedik. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2000–Haziran 2013 yılları arası künt ve penetran toraks travması ile başvuran 1349 olgudan travmatik diyafragma rüptürü olan 53 hastanın dosyaları incelendi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, yandaş yaralanmaları, cerrahi yaklaşım şekli, ameliyat sonrası morbidite ve mortalite oranları ve hastanede kalış sürelerine bakıldı. BULGULAR: Künt veya penetran toraks travması sonucu kliniğimizde tedavi edilen 1349 olgudan, travmatik diyafragmatik yaralanma (TDY) olan 48’i erkek, beşi kadın olgu değerlendirildi. Yaş ortalamaları 31.06 (4–65 yıl) ve 35.80 (4–50 yıl) idi. Cerrahi yaklaşım olarak torakotomi %66, laparotomi %20.75 ve laparotomi+torakotomi ise %13.20 olguda uygulandı. Torakotomi öncesi tanı amaçlı videoyardımlı torakoskopi (VATS) %15.09 hastada uygulandı. Diyafragma 31 olguda sol ve 22 olguda sağ tarafta onarıldı. Morbidite olarak pulmoner komplikasyonlar künt travmalarda daha fazla görüldü (%37.73). Mortalite ise sadece penetran travmalı üç olguda gözlendi. Ortalama hastanede yatış süresi 8.75 gündü (dağılım 4–15 gün). Olgular ortalama 28.13 ay olarak (3–60 ay) takip edildi. Yaralanma türü, cinsiyet ve yaş açısından gruplar arasında istatistik olarak anlamlı farklılık saptanmazken (p=0.05); künt travmalı hastalarda morbidite anlamlı bulundu. SONUÇ: Künt veya penetran olsun toraksı ilgilendiren travmalarda mutlaka diyafragmaya yönelik inceleme yapılmalı, diyafragma ile ilgili bir şüphe varsa mutlaka değerlendirilmelidir.