Yazar "Uçak, Haydar" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 17 / 17
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Akne vulgarisli hastalarda nazal staphylococcus aureustaşıyıcılığının değerlendirilmesi(2015) Uçak, Haydar; Denk, Affan; Erden, İlker; Demir, Betül; Çiçek, DemetAmaç: Orta veya topikal tedaviye dirençli aknenin enflamatuvar formlarında tetracycline ve doxycycline gibi sistemik antibiyotik tedavileri kullanılmaktadır. Oral isotretinoin tedavisi aknenin şiddetli papülo-püstüler ve nodüler formlarında en etkili tedavi seçeneğidir. İsotretinoin kullanan hastaların %90'ında dozla ilişkili nazal Staphylococcus aureus (S. aureus) taşıyıcılığı bildirilmiştir. Diğer taraftan akne tedavisinde oral ve/veya topikal uzun süreli antibiyotik kullanımı antibiyotik duyarlılığının değişmesine ve metisiline dirençli S. aureus (MRSA) patojenlerin ortaya çıkışına neden olmaktadır. Biz bu retrospektif çalışmada akne tedavisi için ilaç kullanmakta iken akneiform lezyonlarında artış gözlenen ve bu nedenle nazal sürüntüleri alınmış olan hastalardaki S. aureus kolonizasyon oranlarını ve hastaların almakta oldukları tedavi seçenekleri ile ilişkisini inceledik.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya akne şikayeti ile dermatoloji polikliniğine başvuran ve akne tedavisi alırken, sivilcelerinde artış olduğu için nazal mukozasından sürüntü örneği alınmış olan toplam 86 orta şiddetli akneli hasta alındı. Hastalar kullandıkları tedavilere göre topikal tedavi alanlar, oral doxycycline ve oral isotretinoin alanlar olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Ayrıca kültür sonuçları; üreme olmayan, metisiline duyarlı S. aureus (MSSA) ve MRSA üreyen olmak üzere 3 grupta incelendi. Bulgular: Hastaların 34'ünde (%39,5) kültürde üreme (S. aureus) tespit edildi. Otuz dört pozitif kültür sonucunun 32'si (%94,1) MSSA, 2'si (%5,9) ise MRSA idi. Oral isotretinoin alan 50 hastanın 29'unda (%58) kültürde üreme tespit edildi. Oral isotretinoin alan hastalarda diğer tedavileri alan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde kültür pozitifliği tespit edildi (p<0,001).Sonuç: Akne tedavisi için sistemik isotretinoin kullanan hastalarda ilaç dozu ve kullanım süresinden bağımsız olarak S. aureus kolonizasyonunun arttığını, sistemik doxycycline kullananlarda belirgin bir değişiklik olmadığını, topikal antibiyotik tedavi kullananlarda ise azaldığını gözlemledikÖğe Akneli hastalarda sistemik isotretinoin tedavisinin laboratuvar değişkenleri üzerine etkisi ve literatürün gözden geçirilmesi(Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2014) Uçak, Haydar; Akkurt, Zeynep Meltem; Uçmak, Derya; Sula, Bilal; Arıca, MustafaAmaç: İsotretinoin (İSO), bir sentetik retinoid olup konvansiyonel tedavilere yanıt vermeyen şiddetli kistik aknenin tedavisinde tercih edilen bir ilaçtır. Bu çalışmada oral İSO tedavisi başlanan akne hastalarında laboratuvar değerlerinin retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntemler: Çalışmaya dermatoloji polikliniğine başvuran ve klinik olarak akne tanısı konularak İSO tedavisi başlanan 40 hasta alındı. Hastaların tedavi öncesi ve tedavinin 3. ayındaki karaciğer fonksiyon testleri (AST, ALT), kan üre ve kreatinin değerleri ile total kolesterol, yüksek dansiteli lipoprotein (HDL), düşük dansiteli lipoprotein (LDL) ve trigliserid (TG) değerleri hasta dosyaları taranarak elde edildi. Bulgular: Hastaların tedavi öncesi ve tedavinin 3. ayındaki laboratuvar sonuçları karşılaştırıldığında total kolesterol, LDL, HDL, TG ve AST değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı değişiklikler saptandı (p<0.001, p<0.001, p= 0.003, p= 0.01, p=0.001 sırasıyla). Sonuç: İSO tedavisi başlanmadan önce hastalara uygulanacak iyi bir diyetin TG bozukluğunu önlemek adına fayda vereceğini düşünüyoruz. Buna ek olarak ailesel hipertrigliseridemili olgularda tedavi sırasında yapılacak sıkı laboratuvar takibin faydalı olacağı kanaatindeyiz. KC ve böbrek fonksiyon testlerinden daha ziyade kan lipid değerlerinin takibinin daha gerekli olduğu ancak takiplerin 2-3 ayda bir olacak şekilde daha az sıklıkla yapılmasının yeterli olabileceği saptanmıştırÖğe Aurikulada vegetatif kitle: Seboreik keratoz(Modestum Ltd., 2014) Erden, İlker; Öztürk, Savaş; Polat, Cahit; Uçak, Haydar; Cihangiroğlu, GülçinSeboreik keratoz çoğunlukla gövdede, daha az sıklıkla ekstremiteler, yüz ve kafa derisinde görülen, epidermisin hiperkeratotik bir lezyonudur. Elli yaşlarında erkek hastada uzun süredir var olan, yavaş büyüyen, sağ aurikulada yerleşimli, 2 cm çaplı, sert, kahverengi-siyahrenkli, kitle saptandı. Histopatolojik inceleme sonucunda seboreik keratoz tanısı kondu.Öğe Bakteriyel Deri Enfeksiyonlarından İzole Edilen Mikroorganizmaların Antibiyotik Duyarlılığı ve Ampirik Antibiyotik Tedavisinin Değerlendirilmesi(2014) Denk, Affan; Demir, Betül; Uçak, Haydar; Karlıdağ, Gülden EserGiriş: Bakteriyel deri enfeksiyonlarında en sık izole edilen patojen mikroorganizmalar Staphylococcus aureus (S. aureus) ve Streptococcus pyogenes'dir. Bu çalışma, bakteriyel deri enfeksiyonlarına en sık neden olan mikroorganizmaları saptamak ve bakteriyel deri enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan ampirik antibiyotikler ile izole edilen patojenlere karşı antibiyotik duyarlılık sonuçlarını karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Dermatoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları polikliniğine başvuran ve bakteriyel deri enfeksiyonu tanısı konulan 38 hasta da yapıldı. Enfeksiyon bölgesinden elde edilen örnekler, (%5) koyun kanlı agar ve eozin metilen blue agar besiyerlerine ekilerek 37°C'de 18-24 saat inkübe edildikten sonra besi yerinde izole edilen Gram pozitif bakteriler için katalaz ve koagülaz testi uygulandı. Bakterilerin antibiyotik duyarlılık testleri Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemi ile Klinik ve Laboratuvar Standartları Enstitüsü önerilerine uygun olarak çalışıldı. Bulgular: Bu çalışmada en sık S. aureus (%29) izole edildi. Ampirik tedavi olarak en sık başlanan antibiyotikler sırasıyla; ampisilin/sulbaktam (SAM) (%29), amoksisilin-klavulanat (AMC) (%26.3) ve fusidik asit (FA) (%21.1) idi. S. aureus ve koagülaz negatif stafilokok (KNS) suşlarının oksasilin direnci sırasıyla (%9.9) ve (%20), penisilin direnci (%81.8) ve (%70), eritromisin direnci ise (%72.7) ve (%80) olarak saptandı. Tüm gram pozitif suşlar; vankomisin, teikoplanin ve linezolide duyarlı iken tüm gram negatif basiller imipenem, moksifloksasin, levofloksasin ve gentamisine duyarlı bulundu. Sonuç: Bu çalışmada deri enfeksiyonlarına en sık neden olan bakterinin S. aureus olduğu tespit edildi. S. aureus ve KNS suşlarında oldukça yüksek oranda penisilin ve eritromisin direnci geliştiği belirlendi.Öğe Bilateral kulak memesi yerleşimli Jessner lenfositik infiltrasyonu: Olgu sunumu ve literatür taraması(Modestum Ltd., 2014) Demir, Betül; Uçak, Haydar; Solmaz, Özgen; Erden, İlkerJessner lenfositik infiltrasyonu klinik olarak asemptomatik papül ve plaklarla, histopatolojik olarak da lenfositik infiltrasyonla karakterize bir hastalıktır. Hastalığın tanısı biyopsi ile histopatolojik olarak deride lenfositik infiltrasyonun gösterilmesi ile konmaktadır. Kırk dokuz yaşında erkek hasta dermatoloji polikliniğine her iki kulak memesinde kızarıklık ve kabarıklık şikâyeti ile başvurdu. Hastanın dermatolojik muayenesinde bilateral kulak memesi ve sol postauriküler bölgede eritemli, ödemli, yumuşak kıvamlı, papüller mevcuttu. Lezyonun deri biyopsisinde histopatolojik olarak CD3 (+) T lenfositler görüldü ve hastaya Jessner lenfositik infiltrasyonu tanısı kondu. Jessner lenfositik infiltrasyonun bilateral kulak memesi yerleşiminin nadir görülmesi nedeniyle olguyu sunmayı uygun bulduk.Öğe Bir üniversite hastanesi dermatoloji polikliniğine başvuran çocuk hastaların deri biyopsilerinin klinikopatolojik korelasyonu(Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2014) Uçak, Haydar; Uçmak, Derya; Akkurt, Zeynep Meltem; Sula, Bilal; Türkçü, Gül; Arıca, MustafaAmaç: Bu çalışmada, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Dermatoloji Polikliniği’ne başvuran çocuk hastalardan alınan deri biyopsilerinde klinikopatolojik korelasyonun değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntemler: Çalışmaya Ocak 2008- Aralık 2013 yılları arasında Dicle Üniversitesi Hastanesi Dermatoloji Polikliniği’ne başvuran 16 yaş ve öncesi 15337 hasta dahil edildi. Bu hastaların dosyaları retrospektif olarak tarandı ve 121 hastada tanı amaçlı deri biyopsisi yapıldığı saptandı. Bu hastaların 68’inden elde edilen veriler değerlendirildi. Elde edilen sonuçlar, ön tanı ve tanı korelasyonu açısından değerlendirildi. Klinisyen tarafından belirtilen ön tanılar ile elde edilen tanı arasında örtüşme mevcutsa korelasyon pozitif olarak kabul edildi. Bulgular: Hastaların 39’u (%57,3) kız, 29’u (%42,7) ise erkekti. Patoloji incelemesinde 57 (%83,8) hastada ön tanılar ile patolojik tanı arasında korelasyon vardı. Birinci ön tanı ile patoloji korelasyonu 42 (%61,7) hastada, ikinci ön tanı ile patoloji korelasyonu 8 (%11,7) hastada, üçüncü ön tanı ile patoloji korelasyonu ise 4 (%5,8) hastada saptandı. 10 (%14,7) hastada biyopsi tanı koymada bir katkı sağlamamıştı. 1 (%1,47) hastada ise ön tanıların dışında bir tanı konmuştu. Sonuç: Erişkin dönem hastalarda olduğu gibi çocukluk çağındaki hastalarda da özellikle atipik seyirli klinik tablolarda deri biyopsisi, tanıda kullanılan ve klinisyenin elini güçlendiren bir tanı tekniği olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu tanı tekniğinin daha verimli bir şekilde kullanılabilmesinin yolunun, klinisyen tarafından iyi bir bilgi paylaşımı ve gerektiğinde görsel malzemelerle patoloğun desteklenmesi olduğu görülmektedirÖğe Çocuklarda kutanöz ilaç reaksiyonları(Modestum Ltd., 2014) Öztürk, Savaş; Erden, İlker; Can, İlkay; Uçak, HaydarKutanöz İlaç Reaksiyonları (KİR) Dünya sağlık örgütü tanımlamasına göre ilaçların deride oluşturduğu istenmeyen ya da zararlı olabilen etkileridir. Dermatoloji eğitiminde ilk derslerden biri ''herhangi bir ilaç herhangi bir döküntüye yol açabilir'' dir. İlaca bağlı gelişen kutanöz reaksiyonlar bazen deneyimli dermatolog ve pediatristleri dahi zor durumda bırakabilecek nitelikte olabilirler. Literatürde şimdiye kadar 25'ten fazla farklı klinik şekilde ilaca bağlı kutanöz reaksiyon tanımlanmıştır. İlaç reaksiyonlarında en sık etkilenen organ deridir ve ilaç reaksiyonu tanısını koymada dermatolojik muayene çok önemlidir. Çocuklarda KİR bu yaş grubunda çok sık görülen viral ekzantemlerden ayırt edilmelidir ve bu çoğu zaman kolay olmamaktadır. İlaç reaksiyonların tedavisinde ilk yapılması gereken şüphelenilen ilacın kesilmesidir. Bu makalede pediatrik kutanöz ilaç reaksiyonlarına yaklaşım güncel literatür eşliğinde sunulmuştur.Öğe Coğrafik Dil ve Fissürlü Dil Birlikteliği(2015) Tosun, Betül; Akkurt, Zeynep Meltem; Uçmak, Derya; Uçak, Haydar; Yılmaz, BeyhanCoğrafik dil, tekrarlayarak yer değiştiren sınırları belirgin depapille alanlardan oluşan benign bir durumdur. Yanma ve ağrı semptomlarına yol açabilir. Fissürlü dilde ise dil üzerinde çeşitli derinliklerde asemptomatik oluklanmalar mevcuttur. 25 yaşında bir bayan hasta polikliniğimize ağzında yanma ve ağrı şikayeti ile başvurdu. Muayenesinde dil dorsumunda birkaç adet hafif kabarık keratotik bant şeklinde sınırı olan eritemli yamalar tespit edildi. Ayrıca dilinde oluklanmalar mevcuttu. Alınan anamnezinde beslenme durumunun iyi olduğu, herhangi bir siste mik hastalığı olmadığı, aile bireylerinde ve kendisinde psoriasis tanısı olmadığı görüldü. Bu olgu sunumunda coğrafik dil ve fissürlü dile değinilmiştir.Öğe High frequency of fibromyalgia in patients with acne vulgaris(Turkish League Against Rheumatism, 2016) Yazmalar, Levent; Çelepkolu, Tahsin; Batmaz, İbrahim; Sarıyıldız, Mustafa Akif; Sula, Bilal; Alpaycı, Mahmut; An, İsa; Burkan, Yahya Kemal; Uçak, Haydar; Çevik, RemziABSTRACT: Objectives: This study aims to investigate the frequency of fibromyalgia syndrome and to specify fibromyalgia syndrome-associated clinical symptoms in patients with acne vulgaris. Patients and methods: Eighty-eight patients (28 males, 60 females; mean age 23.2±5.1 years; range 18 to 40 years) with acne vulgaris and age, sexand body mass index-similar 76 healthy controls (14 males, 62 females; mean age 24.5±2.9 years; range 18 to 35 years) were included. Acne vulgaris was evaluated by using the Global Acne Scale, while Hospital Anxiety and Depression Scale was used to evaluate anxiety. Results: Fibromyalgia-associated pain, sleep disturbance, anxiety, and menstrual cycle disturbance were significantly more frequent in patients with acne vulgaris than controls. Also, the severity of anxiety and the number of tender points were significantly higher in the acne vulgaris patients than controls. Conclusion: This study indicates that patients with acne vulgaris have increased frequency of fibromyalgia syndrome than healthy controls (21.6% versus 5.3%, respectively).Öğe İnternal maligniteli hastalarda deri değişiklikleri(Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2013) Dertlioğlu, Selma Bakar; Karaoğlu, Aziz; Uçak, HaydarGiriş: İnternal maligniteler immünolojik, metabolik ve metastatik yollarla malign hücrelerin deriye metastazı, paraneoplastik sendromlar veya nonspesifik lezyonlar şeklinde çok sayıda deri bulgularına yol açabilirler. Amaç: Bu çalışmanın amacı internal maligniteli hastalarda deri bulgularını araştırmak ve bu hastalara yaklaşımda öncelikli deri sorunlarını irdelemektir. Yöntemler: Bu çalışmada karsinom tanısı almış, Fırat Üniversitesi Hastanesi Onkoloji servisinde yatarak tedavi gören iki yüz hastanın deri bulguları değerlendirildi. Hastaların anamnezleri kaydedildi, detaylı kutanöz ve sistemik muayene yapıldı, klinik fotografları çekildi. Gerekli görülen hastalarda deri biyopsisi, fungal enfeksiyonlar için kazıntı alındı ve tüm kutanöz metastatik lezyonlar histopatolojik olarak doğrulandı. Bulgular: Onkoloji servisinde yatmakta olan internal maligniteli 200 hastanın 88’i (%44) kadın ve 112’si (%56) erkekti. Hastalarda tanı konulan en sık primer tümörler 35 (%17,5) mide, 33 (%16,5) akciğer ve 31 (%15,5) kolorektal karsinomdu. Hastaların 83’ünde (%41,5) saç bulguları mevcut olup saç tutulumunun kemoterapi (p=0,001), kür sayısı (p=0,001) ve radyoterapi (p=0,04) ile istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişkili olduğu saptandı. Hastaların 119’ünde (%59,5) tırnak bulguları mevcut olup, tırnak tutulumu kemoterapi (p=0,001) ve kür sayısı (p=0,05) ile ilişkili bulundu. Hastaların 100’ünde (%50) oral mukoza tutulumu ve 132’ünde (%66) palmoplantar tutulumu mevcut olup, her iki tutulum da alınan kemoterapi ile anlamlı düzeyde ilişkiliydi (p<0,05). Sonuç: İnternal maligniteli hastalarda deri metastaz bulgusuna, özellikle kemoterapi uygulaması ve alınan kür sayısı ile ilişkili olan çok sayıda saç, tırnak, deri ve mukoza bulgusu da eşlik etmektedir.Öğe Lepromatöz lepralı hastaların yaşam kalitesi(2014) Uçak, Haydar; Çiçek, Demet; Bakar, Selma Dertlioğlu; Demir, Şükrü; Güler, Kubilay; Halisdemir, Nurhan; Demir, BetülAmaç: Lepra Mycobacterium leprae basilinin neden olduğu deri ve periferik sinir sistemini etkileyen kronik granulomatöz bir infeksiyon hastalığı olup, tutulum derecesine bağlı olarak şiddetli deformitelere neden olabilmektedir. Bu çalışmada lepramatöz lepralı hastalarda yaşam kalitesini ölçmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Otuz beş lepramatöz lepralı ve 35 sağlıklı kontrol çalışmaya alındı. Hastalara Dermatoloji Yaşam Kalite İndeksi (DYKİ) ve Kısa Form-36 (KF-36) anketi uygulandı. Yaşam kalitesi ile yaş, cinsiyet, evlilik durumu ve göz sakatlığının derecesi arasındaki ilişki ölçüldü ve sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldı. Bulgular: Lepralı hasta grubunda alt grupların tamamı ve toplam DYKİ skorunda sağlıklı kontrollere oranla anlamlı artış gözlendi (p<0,05). Görme sakatlığı düzeyi Evre 2 olan hastaların semptom/hisler ve okul/iş hayatı açısından Evre 1 olanlara oranla anlamlı düzeyde daha fazla etkilendiği saptandı (p=0,04, p=0,03, sırasıyla). Lepralı hasta grubunda KF-36 fiziksel fonksiyon, fiziksel rol güçlüğü, genel sağlık, vitalite, sosyal fonksiyon ve emosyonel rol güçlüğü skorları sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, istatistiksel olarak daha düşük bulundu (p<0,05). Sonuç: Biz lepramatöz lepralı hastalarda DYKİnin sağlıklı kontrollere kıyasla azaldığını, göz sakatlık düzeyi arttıkça yaşam kalitesinin olumsuz yönde etkilendiğini saptadık. KF-36 ile lepramatöz lepralı hastaların fiziksel fonksiyon, fiziksel rol güçlüğü, genel sağlık, vitalite, sosyal fonksiyon, emosyonel rol güçlüğü ve mental sağlık durumlarının olumsuz yönde etkilendiğini saptadık. (Türkderm 2014; 48: 146-51)Öğe Metabolic changes and serum ghrelin level in patients with psoriasis(Hindawi Limited, 2014) Uçak, Haydar; Demir, Betül; Çiçek, Demet; Erden, İlker; Aydın, Süleyman; Dertlioǧlu, Selma Bakar; Arıca, MustafaBackground. Serum ghrelin levels may be related to metabolic and clinical changes in patients with psoriasis. Objective. This study was performed to determine the possible effects of serum ghrelin in patients with psoriasis. Methods. The study population consisted of 25 patients with plaque psoriasis. The patients were questioned with regard to age, gender, age of onset, duration of disease, height, weight, and body mass index (BMI). In addition, fasting blood sugar, triglyceride, cholesterol levels, insulin, and ghrelin levels were measured. Results. The mean serum ghrelin level was 45.41 ± 22.41 in the psoriasis group and 29.92 ± 14.65 in the healthy control group. Serum ghrelin level was significantly higher in the psoriasis group compared with the controls (P=0.01). The mean ghrelin level in patients with a lower PASI score was significantly higher than in those with a higher PASI score (P=0.02). Conclusion. The present study was performed to determine the effects of ghrelin in psoriasis patients. We found a negative correlation between severity of psoriasis and ghrelin level. Larger and especially experimental studies focusing on correlation of immune system-ghrelin levels and severity of psoriasis may be valuable to clarify the etiopathogenesis of the disease.Öğe Nötrofil/lenfosit Oranının Pemfigus Vulgaris ile İlişkisi(2015) Arıca, Mustafa; Uçak, Haydar; Akkurt, Meltem; Uçmak, DeryaAmaç: Pemfigus vulgaris (PV), otoimmün kökenli, bül oluşumuyla seyreden bir deri hastalığıdır. Bu çalışmanın amacı, PV hastalarındaki inflamasyon ile nötrofil-lenfosit oranı (NLO) arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Yöntem: Çalışmaya 49 yeni tanı konan pemfigus vulgaris hastası ile 48 sağlıklı birey dahil edildi. Hastalar, hastalığın şiddetine bağlı olarak başlanan steroid dozuna göre; hafif, orta ve şiddetli hastalık olarak üç alt grupta sınıflandırıldı. Tüm veriler yatan hasta kayıtlarının incelenmesiyle elde edildi. Tüm hastalarda hastalık şiddet indeksi, muayene bulguları, tam kan sayımı (TKS), C reaktif protein (CRP) ve eritrosit sedimentasyon hızı (ESH) incelendi. Lenfosit ve nötrofil sayısı TKS verilerinden not edildi. Nötrofil-lenfosit oranı (NLO), hastalık alt grupları arasında ve kontroller ile SPSS 15,0 programı kullanılarak karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamızda nötrofil sayısı, NLO, ESH ve CRP düzeyleri pemfiguslu hastalarda kontrollerden yüksekti (sırasıyla, p<0,001, p=0,002, p<0,001, p<0,001). NLO, CRP ve ESH düzeyleri hastalık şiddet skoruyla korele değildi. Sonuç: NLOnun birçok hastalıkta şiddet ve prognoz belirteci olarak kullanışlı ve yararlı bir parametre olduğu saptanmıştır. Kolayca hesaplanan bu ölçeğin, PVli hastalarda da kontrollerden ayırt edici bir gösterge olduğu saptandı.Öğe Perineal ektima gangrenozumlu bir olgu(Turkish Pediatric Association, 2016) Akkurt, Zeynep Meltem; Fidan, Veysi; Uçmak, Derya; Dal, Tuba; Kelekçi, Selvi; Uçak, HaydarEktima gangrenozum Pseudomonas aeruginosa ile ilişkili bir deri lezyonudur. Daha önce sağlıklı olan bir yaşında erkek çocuk; başka bir merkezde su çiçeği tanısı aldıktan 10 gün sonra ishal, kulak akıntısı ve bez bölgesinde su çiçeğinden farklı lezyonlar gelişmesi üzerine hastanemize gönderildi. Fizik bakısında; her iki gluteal bölge ve perianal bölgede yeşilimsi, keskin sınırlı, nekrotik ülserler vardı. Ön tanıda ektima gangrenozum düşünüldü. Hastanın yara kültüründe Pseudomonas aeruginosa üredi. İzlemde şiddetli ishal ve ülserasyonların devam etmesi nedeni ile olguya kolostomi açıldı. Olgunun immünolojik değerlendirmesinde T lenfosit alt grupları ve immünglobulinleri normal saptandı. Bu olgu, bez bölgesinde Pseudomonas aeruginosa’ya bağlı ektima gangrenozum meydana gelebileceğine ve Pseudomonas sepsisinin araştırılması gerektiğine dikkat çekmek amacıyla sunulmuştur. (Turk Pediatri Ars 2016; 51: 46-8)Öğe Serum cytokine levels in Behçet's disease(Wiley, 2015) Akkurt, Zeynep Meltem; Bozkurt, Mehtap; Uçmak, Derya; Yüksel, Hatice; Uçak, Haydar; Sula, Bilal; Özkurt, Zeynep Gürsel; Yıldız, Mehmet; Akdeniz, Dicle; Arıca, Mustafa; 0000-0003-3742-6075BackgroundThe aim of this study is to investigate and compare the serum levels of various cytokines in patients with Behcet's Disease and healthy controls. MethodsThirty-five patients with Behcet's disease and 29 age and sex-matched healthy controls were included in the study. The patients were separated into groups with active and inactive disease. Serum IL-2, IL-6, IL-8, IL-10, IL-17A, and IFN- levels were determined using the enzyme-linked immunosorbent assay method. Cytokine levels of the two patient groups and healthy controls were compared using SPSS 15.0. ResultsTen patients with active disease and 25 patients with inactive disease were present. Serum IL-8 levels of active BD patients were higher compared to inactive patients (P = 0.048) and healthy controls (P = 0.02). IL-8 levels were correlated with the duration of symptoms (r = 0.490, P = 0.003) and time passed since diagnosis (r = 0.579, P ? 0.001). ConclusionBehcet's disease involves complex interactions of cells of the immune system, mainly T lymphocytes and neutrophils. Further studies on the cytokine profile in Behcet's disease will aid in elucidation of its pathogenesis.Öğe Serum preptin and amylin values in psoriasis vulgaris and Behçet's patients(Wiley, 2016) Doğan, Fatma Başkaya; Çiçek, Demet; Aydın, Süleyman; Dertlioğlu, Selma Bakar; Halisdemir, Nurhan; Uçak, Haydar; Demir, Betül; 0000-0001-8405-7730; 0000-0001-6162-3250; 0000-0003-2151-7917; 0000-0002-6190-5124BackgroundInsulin resistance is found in both psoriasis and Behcet's disease. No study has yet explored whether preptin and amylin, two hormones associated with insulin resistance, are involved in the insulin resistance observed in patients with psoriasis and Behcet's disease. ObjectivesWe aimed to explore how the amounts of preptin and amylin change in psoriasis and Behcet's disease and whether they are involved in the etiopathology of these two diseases, by comparing hormone levels in patients and healthy controls. MethodsThe study registered 30 patients with psoriasis, 30 patients with Behcet's disease, and 30 healthy volunteers (as a control group). Fasting blood sugar, triglyceride, LDL, VLDL, HDL, total cholesterol, HbA1c, C-peptide, insulin, and serum preptin and amylin levels were measured in all subjects. ResultsSerum preptin and amylin levels were significantly lower in the patients with psoriasis and Behcet's disease than in the control group (P < 0.001, P = 0.004, and P = 0.008, respectively). A comparison of the serum preptin and amylin levels between the patients with psoriasis and Behcet's disease did not reveal a statistically significant difference. Serum insulin level and The homeostasis model assessment of insulin resistance (HOMA-IR) index were significantly lower in the psoriasis patient group relative to the control group (P = 0.02 and P = 0.03, respectively), while the values for the Behcet's disease group did not differ significantly from those for the control group ConclusionsSerum levels of preptin and amylin were significantly lower in patients with psoriasis and Behcet's disease, indicating that these hormones may be a factor for development of metabolic syndrome in these two diseases.Öğe Yetişkin hastalarda deri biyopsilerinin klinik özellikleri ve klinikopatolojik korelasyonu(Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2015) Sula, Bilal; Uçak, Haydar; Arıca, Mustafa; Türkçü, GülAmaç: Bu çalışmada Üniversitemiz Dermatoloji Polikliniği'nde biyopsilerinde cinsiyet, yaş, ön tanı sayısı ve ön tanılar ile patolojik tanılar arasındaki histopatolojik korelasyonu saptamayı amaçladık. Yöntem: Çalışmamızda Ocak 2008-Aralık 2013 tarihleri arasında Polikliniği'nde alınan, 774 erişkin hastanın deri biyopsisi raporları geriye dönük olarak incelendi. Bilgilerine tam olarak ulaşılan 239 hasta çalışmaya dahil edildi. Elde edilen sonuçlar, ön tanı ve tanı korelasyonu açısından istatistiksel olarak değerlendirildi. Belirtilen ön tanılar ile elde edilen tanı arasında benzerlik mevcutsa korelasyon pozitif olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmada 17-102 yaş arasında, 122'si (%51) kadın, 117'si (%49) erkek toplam 239 hasta incelendi. Biyopsi alınma sıklığı en sık %29.3 ile 17-29 yaş grubunda bulundu. Hastalar ön tanı-tanı korelasyonu açısından değerlendirildiğinde 94 hastada birinci ön tanı ile korelasyon (%39.3), 46 hastada (19.2) ikinci ön tanı ile korelasyon, 22 hastada (%9.2) üçüncü ön tanı ile korelasyon mevcuttu. Buna karşın 61 hastada (%25.5) ön tanılar ile patolojik tanı arasında uyumsuzluk mevcuttu. Çalışmamızda 178 hastada (%74.4) klinikopatolojik korelasyon saptandı. Biyopsi sonucuna göre en sık görülen hastalıklar dermatitler ve allerjik hastalıklar %22.2 (n=53) grubu idi. Sonuç: Klinikopatolojik korelasyonun daha yüksek olması için patolog ve klinisyenler daha iyi ve ayrıntılı bilgi paylaşımında bulunmalıdır. Lüzum halinde her iki uzmanlık dalının hastaları birlikte değerlendirmelerinin daha iyi sonuç vereceğini düşünmekteyiz.