Yazar "Göz, Mustafa" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 11 / 11
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Aortokoroner bypass cerrahisi uygulanan olgularda EuroSCORE ve STS risk parametrelerinin karşılaştırılması(Dicle Üniversitesi, 2015) Aydın, Mehmet Salih; Göz, Mustafa; Hazar, Abdussemet; Koçarslan, AydemirAmaç: Bu çalışmada izole koroner bypass olgularında operatif mortaliteyi öngörmede EuroSCORE ve STS risk belirleme sistemlerinin klinik uygulanabilirliğinin karşılaş- tırılması amaçlandı. Yöntemler: Nisan 2005-Mart 2009 tarihleri arasında opere edilen 182 izole koroner bypass olgusunun tüm risk faktörleri, EuroSCORE ve STS risk belirleme sistemlerine göre prospektif olarak kaydedildi. Öngörülen ve gerçekleşen mortalite oranları her risk skoru sistemi için karşı- laştırıldı. Bulgular: Operatif mortalite, 24 hasta ile %13,2 olarak bulundu. EuroSCORE için beklenen mortalite %4,71±4,9 iken STS için bu oran %1,17±1,35 idi. Beklenen ve ger- çekleşen mortalite oranları arasında fark bulunamadı. EuroSCORE için ROC Curve altında kalan alan 0,712, STS için 0,727 olarak hesaplandı. Sonuç: Her iki sistemde mortaliteyi öngörme kuvveti açı- sından, çalışmamızda yeterli olarak bulunmuştur. STS’nin operatif mortalite yanında oluşabilecek morbidite hakkında da bilgi vermesi ek bir avantaj olarak görülebilmesine rağmen çalışmamızda yeterli bulunmamıştır. Sonuç olarak ülkemiz popülasyonu için yeni risk skorlarına ihtiyaç vardır.Öğe Çocuk damar yaralanmasında geç dönem sentetik greft enfeksiyonu; 12 yıllık olgu(2006) Eren, M. Nesimi; Göz, Mustafa; Çakır, ÖmerÇocukluk yaş grubunda ateşli silah nedeniyle oluşan vasküler yaralanmalar oldukça nadirdir. Bu yaş grubunda hasarlanmış segmentin rezeksiyonunu takiben uç uca anastomoz veya safen ven greft interpozisyonu damar onarımı için tercih edilir. Kliniğimizde 12 yıl önce, ateşli silaha bağlı, sol subklavian arter ve sol aksiller ven yaralanması nedeniyle, arteryel tamirde sentetik greft kullanılan hastanın, erken ve geç dönemde ortaya çıkan, sentetik greft enfeksiyonu ve sonuçlarını sunduk.Öğe Derin femoral arter yaralanmalarının tanısında klinik gözlemin önemi ve ligasyonun tedavideki yeri(2007) Göz, Mustafa; Çakır, Ömer; Eren, M. NesimiAmaç: Derin femoral arter (DFA) yaralanması olan hastaların tanısında ilk fizik muayene bulgularına ek olarak klinik gözlemin önemi ve tamirin mümkün olmadığı durumlarda tedavide ligasyon seçeneği değerlendirildi. Çalışma planı: Derin femoral arter yaralanması nedeniyle tedavi gören ve ligasyon uygulanan 11 erkek hasta (ort. yaş 27.5±11.4; dağılım 17-49) geriye dönük olarak incelendi. Hastaların demografik özellikleri, yaralanmanın etyolojisi, hastaneye geliş süresi, acil servisteki fizik muayene bulguları, kullanılan tanı yöntemleri, yapılan cerrahi girişimler ile erken ve orta dönem klinik takip sonuçları araştırıldı.Bulgular: Etyoloji altı hastada (%54.6) ateşli silah yaralanması, beş hastada (%45.5) kesici-delici alet yaralanması idi. Yaralanma sonrası hastaneye geliş süresi dokuz hastada (%81.8) 0-2 saat idi. Tüm hastalarda ayak bileği/brakiyal basınç indeksi (ABİ) 1 olarak ölçüldü. Tüm hastalarda yaralanmaya DFA’nın dallarını da içine alacak şekilde geniş vasküler defekt eşlik etmekteydi. Beş hastada izole arter yaralanması, altı hastada eşlik eden venöz yaralanma vardı. Aktif kanaması olan dört hasta (%36.4), fizik muayene bulguları tanı için yeterli olduğundan doğrudan ameliyata alındı. Yedi hasta (%63.6) fizik muayene bulguları sonrası yapılan klinik gözlemi takiben (ort. 6.7 saat; dağılım 2-17 saat) ameliyata alındı. Hastanede kalış süresi ortalama 9.3±7.1 gün (dağılım 4-24 gün) idi. Ameliyat sonrasında erken komplikasyon olarak iki hastada lokal yara enfeksiyonu görüldü. Ortalama 16.3±11.0 ay (dağılım 2-33 ay) takip süresince hiçbir hastanın muayenesinde patolojik bulgu saptanmadı.Sonuç: Derin femoral arter yaralanmalarında, arteriyel yaralanma bulgularının belirgin olmadığı hastalarda 24 saatlik klinik gözlem önemlidir. Bu hastalarda ABİ ölçümü tanıda güvenilir olmayabilir. Onarımın mümkün olmadığı genç hastalarda ligasyon tedavi seçeneği olabilirÖğe Herediter protein-C yetmezliğine bağlı 11 yaşındaki kız çocuğunda tekrarlayan derin ven trombozu(2006) Göz, Mustafa; Çakır, Ömer; Eren, NesimiProtein-C, fizyolojik antikoagülan sistemde önemli rol oynayan bir plazma proteinidir. Herediter eksikliğinde venöz ve arteryel trombozlar ortaya çıkar. Sol bacakta ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı ile başvuran 11 yaşında kız çocuğunun öyküsünde, ateşli bir üst solunum yolu enfeksiyonundan dört gün sonra bu yakınmaların ortaya çıktığı öğrenildi. Özgeçmişinde bir yaşında febril atak nedeniyle hastanede yatarak tedavi gördüğü sırada aynı bacakta şişlik olduğu ancak herhangi bir tedavi uygulanmadığı belirtiliyordu. Yapılan fizik muayenesinde alt ekstremiteler arasında 3 cm çap farkı vardı, Homans testi pozitif bulundu. Doppler ultrasonografide distal kronik ve proksimal akut derin ven trombozu olduğu görüldü. Yapılan aile taramasında ailesel protein-C eksikliği saptandı. Hastaya subkutan heparin ve oral antikoagülan tedavi başlandı. Altı ay uygulanan oral tromboemboli profilaksisi süresince rekürrens görülmedi.Öğe İntermitant kros klemp ve ventriküler fibrilasyon ile koroner bypass cerrahisi uygulanan olgularda EGB 761'in miyokardiyal reperfüzyon hasarını düzeltici etkisi(2007) Göz, Mustafa; Günay, Rafet; Gerçekoğlu, Hakan; Tosun, RemziKoroner bypass operasyonu uygulanacak hastalardaki mevcut miyokardiyal stunning'in preoperatif değerlendirmesi cerrahi stratejiyi belirlemede önemli bir faktördür. İskemi sonrası reperfüzyonda ortaya çıkan miyokardiyal fizyopatolojik değişiklikleri de göz önüne alırsak, miyokardiyal korumanın önemi daha belirgin hale gelmektedir. Bu çalışmamızda, reperfüzyon döneminde miyokartta ortaya çıkan patolojik değişikliklere EGb 761 ekstraktının etkisini araştırdık.Bu çalışma, randomize, çift kör, plasebo kontrollü olarak, elektif koroner bypass operasyonu uygulanacak, sol ventrikül fonksiyonları bozulmamış 18 hasta ile gerçekleştirildi. Hastaların 9'una operasyon öncesi 5 gün, operasyon sonrası 2 gün süre ile 3x80 mg EGb 761 ekstraktı oral verildi. Guruplar arasındaki operasyon öncesi, operasyon ve operasyon sonrası; hemodinamik ve biyokimyasal farklılıklar istatistiksel olarak değerlendirildi.Gruplar arasında ortalama yaş, vücut yüzey alanları, ejeksiyon fraksiyonları, fonksiyonel kapasiteleri, kros klemp zamanları, CPB zamanları ve anastomoz sayısı arasında anlamlı bir fark yoktu. Grup A' da üç hastada aritmi, bir hastada medikal destek ve bir hastada solunum yetersizliği gelişmesine rağmen, EGB 761 verilen grup B'de herhangi bir problemle karşılaşılmadı.Sonuç olarak, koroner bypass cerrahisi uygulanan hastaların bir kısmında semptomatik ya da asemptomatik miyokardiyal stunning mevcuttur. Bu nedenle, günümüzde rutin olarak kullanılan miyokardiyal koruma yöntemleri ile birlikte EGB 761 ekstraktının kullanımının miyokardın korunmasında yardımcı olabileceği düşüncesindeyiz.Öğe Kardiyopulmoner Baypass Sırasında Homosistein, Vitamin B12 ve Folik Asit Seviyelerinin Değişimi ve Birbirleri ile Olan İlişkilerinin İncelenmesi(2019) Göz, Mustafa; Göç, Ömer; Padak, Mahmut; Açık, Hatice Bilge; Dikme, Reşat; Aydın, Mehmet SalihAmaç: Yaptığımız bu çalışmada Kardiyopulmoner bypass (KPB) sırasında homosistein, vitamin B12 ve folik asit parametrelerinindeğişimlerine bakılarak birbirleri ile olan ilişkilerinin araştırılması amaçlanmıştır.Yöntemler: Göğüs Kalp Damar Cerrahisi bölümünde çeşitli sebeplerden dolayı KPB cerrahisi ile ameliyat olan hastalardan ameliyatöncesi, pompaya (kalp akciğer makinesi) giriş, kross klemp sonrası ve protamin verilmesi sonrası olmak üzere 4 jelsiz tüpe kanalınarak bir çalışma grubu oluşturuldu. Alınan kanlarda serum Vitamin B12 düzeyi ve serum Folik asit düzeyi Kemilüminesansyöntemi ile serum Homosistein düzeyi ise Kolorimetrik yöntem ile ölçülmüştür.Bulgular: Vitamin B12, pg/MI değeri; Ameliyat öncesi 206.30 ±64.76, Pompaya Giriş108.03 ± 35.75, Kross Klemp Sonrası 128.53 ±38.43, Protamin Sonrası 141.33 ± 39.21, p<0,001 olarak bulunmuştur. Folik Asit, ng/MI değeri sırasıyla; 10.04 ± 2.89, 6.53 ± 1.84,6.53 ± 1.95, 9.02 ± 2.83 ve p<0,001 olarak bulunmuştur. Homosistein, ?mol/L değeri sırasıyla;14.40 ± 4.48, 7.63 ± 2.30, 9.44± 2.62, 9.15 ± 2.55 ve p<0,001 olarak bulunmuştur.Sonuç: Pompaya girişte homosistein, vitamin B12 ve folik asit düzeyi prime solüsyondan dolayı sayısal olarak düşerken; pompagirişinden kross klemp sonrasına kadar homosisteinde anlamlı artış olmuş, folik asit düzeyinde artış olmamış, vitamin B12oranındaki artış ise homosistein kadar olmamıştır. Bu durum Vitamin B12 ve Folik asit düzeyi ile serum homosisteinkonsantrasyonu arasında negatif bir korelasyon göstermiştir. Kross klemp sonrasından protamin sonrasına kadarki dönemdehomosistein seviyesinde düşüş olmasına rağmen, Vitamin B12 ve folik asit seviyesinde yükselmeler olmuştur. Bu yükseklikhomositeinin Vitamin B12 ve folik asit ile negatif ilişkisine destek olmaktadır. Perfüzyon süresi uzadıkça artan inflamatuar yanıt vekullanılan ilaçlar ile homosistein seviyesinde değişimlere neden olmuş fakat bu etkileşimlerin homosistein, Vitamin B12 ve folikasit düzeyi ile ilişkisi istatistiksel olarak gösterilememiştir.Öğe Myocardial infarction and venous thrombosis in a 42-year old woman with heterozygous methylenetetrahydrofolate reductase (MTHRF) gene mutation, hyperhomocysteinemia, and protein C deficiency(2007) Çakır, Ömer; Ayyıldız, Orhan; Göz, Mustafa; Şit, Dede; Eren, NesimiObjective: Hyperhomocysteinemia and protein C deficiency have synergistic effect on the onset of thrombotic disease. Methods: We report a 42-year old woman with myocardial infarction and venous thrombosis in whom recognition of heterozygous MTHRF gene mutation, hyperhomocysteinemia, and protein C deficiency. Results: The patient was treated successfully with coronary artery bypass graft surgery and systemic anticoagulation. Conclusions: Our report emphasize that a combined hyperhomocysteinemia, and protein C deficiency may be a high risk factor for arterial and venous thromboembolic events in young adults. These patients might be candidates for indefinite anticoagulation.Öğe Penetran kalp yaralanmaları; mortalite belirleyicilerinin analizi(2009) Eren, Mehmet Nesimi; Göz, Mustafa; Çakır, ÖmerAMAÇ Penetran kalp yaralanmaları, dramatik ve ölümcül travmalardır. Bu hastaların birçoğu, hastaneye ciddi şok veya ölü olarak ulaşırlar. Erken tanı ve ameliyat prognozu belirler. Bu çalışmada, kliniğimizde tedavi edilen penetran kalp yaralanmalı olgulardaki yaralanma biçimi, acil servise geliş tablosu, geliş süresi ile tedavi yaklaşımlarının morbidite ve mortalite üzerine olan etkileri değerlendirildi. GEREÇ VE YÖNTEM Penetran kalp yaralanmalı 52 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastaların demografik karekterleri, yaralanmanın sebepleri, hastaneye geliş zamanı, acil servis inceleme bulguları, kullanılan tanı yöntemleri ve uygulanan cerrahi yöntemlerin sonuçlar üzerine etkisi incelendi. BULGULAR Erkek-kadın oranı 48: 4 olup yaş ortalaması 27,86±13,73 idi. Kırk altı hastada (%88,5) delici alet, dört hastada ateşli silah ve iki hastada iyatrojenik yaralanma etyolojide rol oynamaktaydı. Tüm hastalara acil cerrahi girişim uygulandı. Kardiyak yaralanmalar primer dikişle tamir edildi. Sekiz olgu ile hastane mortalitesi %15,4 olarak saptandı. SONUÇ Penetran kardiyak yaralanmalarda kanama ve/veya tamponad nedeniyle çok kısa sürede şok gelişebilir. Erken tanı ve acil torakotomi penetran kardiyak yaralanma sonrası hastaların yaşamasında temel faktörlerdir.Öğe Penetrating cardiac trauma in children(2010) Eren, Mehmet Nesimi; Göz, Mustafa; Çakır, ÖmerAMAÇ Çocuklarda penetran kalp yaralanmaları dramatik ve ölümcül travmalardır. Birçok olgu, hastaneye ciddi şokta veya hayatını kaybetmiş olarak ulaşır. Bu çalışmamızda penetran kalp yaralanması olan çocuk hastalarımızla ilgili deneyimimizi aktarmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM Penetran kalp yaralanmalı 17 çocuk hasta geriye dönük olarak incelendi. Hastaların demografik karakterleri, yaralanmanın nedenleri, hastaneye geliş zamanı, acil servis inceleme bulguları, kullanılan tanı yöntemleri ve uygulanan cerrahi yöntemlerin sonuçlar üzerine etkisi incelendi. BULGULAR Geriye dönük analizleri yapılan 17 hastanın erkek-kadın oranı 16: 1, yaş aralığı 3-15 yaş, ortalama 12,94±3,52 yaş idi. Tüm hastalarda yaralanma nedeni kesici delici alet yaralanması olarak tespit edildi. Ivatury fizyolojik indeks skoru 8.23±0.78 iken ortalama kardiyak yaralanma organ ölçeği skoru 5,00±0,00 olarak bulundu. Bir olgu ile hastane mortalitesi %5,9 olarak tespit edildi. SONUÇ Çocuklarda penetran kardiyak yaralanmalarda kanama ve/veya tamponad nedeniyle çok kısa sürede şok gelişebilir. Erken tanı ve acil torakotomi yaralanma sonrası hastaların hayatta kalmasında temel faktörlerdir.Öğe Right atrial myxoma in a patient presenting with syncope(2006) Çakır, Ömer; Göz, Mustafa; İltemur, Kenan; Eren, Nesimi; Kılınç, KenanElli yedi yaşında erkek hasta altı aydır eforla ortaya çıkan senkop yakınmasıyla başvurdu. Hastanın fizik muayenesi, göğüs röntgenografisi ve elektrokardiyografisi normal sınırlar içindeydi. Yapılan transtorasik ve transözofageal ekokardiyografide diyastolde triküspid kapaktan sağ ventriküle prolabe olan sağ atriyal kitle görüldü. Diğer kalp boşlukları normaldi. Koroner anjiyografide koroner arterler normal bulundu. Ameliyat ve kardiyopulmoner bypass, çıkan aort, superior vena kava ve femoral ven kanülasyonuyla yapıldı. Sağ atriyumun cerrahi eksplorasyonunda 6.5x5.5x4.5 cm boyutlarında interatriyal septuma bağlı mat, mor renkli kitle görüldü. Kitle dikkatli ve başarılı bir şekilde eksize edildi. Histolojik inceleme sonucunda kardiyak miksoma tanısı konuldu. Hasta komplikasyonsuz olarak iyileşti. Bu olgu sunumunda senkop ataklarının karakteristik özelliklerine dikkat çekildi ve sağ atriyal miksomalı hastaların kardiyopulmoner bypass için kanülasyonunda sistemik ve pulmoner tümör embolizasyonundan korunmanın önemi tartışıldı.Öğe Warfarin-gıda etkileşmesi: olgu sunumu ve literatürün gözden geçirilmesi(2006) Göz, MustafaWarfarin, arteriyel ve venöz trombozların önlenmesinde kullanılan antitrombotik etkili bir ilaçtır. Beslenme ile alınan K vitamini karaciğerde sitokrom P450 enzimini inhibe ederek ilaç-gıda etkileşimine girerek warfarinin metabolizmasını etkileyebilir. Elli iki yaşında kadın hasta, akut proksimal derin ven trombozu nedeniyle warfarin tedavisi alıyordu. 7.5 mg/gün warfarin ile terapötik INR (International normalized ratio) seviyeleri sağlanmıştı. Yapılan INR kontrolünde warfarin tedavisinin etkisiz olduğu görülünce doz kademeli olarak artırılarak 20 mg/güne çıkıldı ancak INR değerinde yükselme görülmeyince öyküsünde, warfarin etkileşimi oluşturabilecek ilaç veya gıda araştırıldı. Son iki haftadır bol miktarda roka (Eruca Sativa L.) tüketti ği saptandı. Rokada bulunan yüksek oranda K vitamininin warfarinin metabolizmasını etkilediği düşünülerek roka alımı kesildi. Daha sonra, 5 mg/gün dozunda warfarin ile INR değeri 2.1 olarak saptandı. Tekrarlanan kontrollerde, 7.5 mg/gün warfarin ile INR'nin terapötik düzeyde seyrettiği gözlendi.