Yazar "Arslan, Adem" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 18 / 18
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe 460 bazal hücre karsinomlu olgunun histopatolojik değerlendirilmesi(1999) Yaldız, Mehmet; Yılmaz, Fahri; Kılınç, Nihal; Büyükbayram, Hüseyin; Arslan, Adem; Uzunlar, Ali KemalBazal hücreli karsinomlar derinin en yaygın malign tümörüdür. Bu çalışmada 460 bazal hücreli karsinomun histopatotolojik özellikleri gözden geçirildi ve histopatolojik alt türleri ile cerrahi sınırlarda tümör pozitifliği, lenfosit infiltrasyonu ve ülserasyon varlığı araştırıldı. Olgularımız 6 ana histolojik alt tür açısından değerlendirildi; 210'u (%45.6) nodüler, 93'ü (%20.2) mikst, 62'si (%13.5) infiltratif, 45'i (%9.8) süperfisial, 43'ü (%9.4) mikronodüler, 7'si (%1.5) morfeiform tipti. Cerrahi sınırlarda tümör pozitifliği %74.1 ve ülserasyon varlığı %53.2 ile en çok infiltratif tipte, lenfosit infiltrasyonu ise %83.4 ile en çok süperfisial tipte görüldü.Öğe Bölgemizde kolorektal kanserlerde yaş ve cins dağılımı(1999) Değertekin, Halil; Sarı, Yasin; Akgül, Yılmaz; Büyükbayram, Hüseyin; Arslan, AdemBu çalışmada Güneydoğu Anadolu Bölgesinde 1990-1996 yılları arasında tetkik edilen 102 kolorektal karsinoma vakasında kanser ile yaş ve cins dağılımı arasındaki ilişki incelenmiş ve sonuçlar tartışılmıştır. Vakaların % 53'ü kadın, % 47'si erkektir. Ortalama yaş 48, kadınlarda 47, erkeklerde 49'dur. Vakaların % 30.3'ü 40 yaşın, % 50.8'i 50 yaşın ve % 80.2'si 60 yaşın altındadır. Kolorektal kansere en sık 5. dekadda (% 29.4) sonra sırası ile 4. dekadda (% 20.4) ve 3.dekadda (% 14.7) rastlanmaktadır. Altmış yaşın üzerinde kanser görülme oranı % 19.58 dir. Bu bulgular bölgemizde kolorektal kanserlerin her iki cinste eşit oranda görüldüğünü, ortalama yaşın 48 ve vakaların en az yarısının 50 yaşın altında olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar, yurdumuzdaki sonuçlara kabaca uygunluk göstermektedir, ancak yaş ortalaması bölgemizde daha düşüktür. Öte yandan batı ülkelerinde kolorektal kanser vakalarının % 90'ının 50 yaş üstünde olduğu bilinmektedir. Bizim sonuçlarımız bu sonuçlardan anlamlı şekilde farklıdır. Sonuç olarak şüpheli vakalarda yaş ne olursa olsun kolorektal kanser ihtimalinin düşünülmesi gerektiğini, ülkemiz ve bölgemizde daha ileri epidemiolojik ve etiolojik çalışmalara gerek olduğunu söyleyebiliriz.Öğe Daumas-Duport ve DSÖ' ya göre 57 astrositom olgusunun derecelendirilmesi(1999) Yılmaz, Fahri; Yaldız, Mehmet; Uzunlar, Ali Kemal; Kemaloğlu, Serdar; Arslan, AdemBu çalışmada 1988-1997 yılları arasında astrositom tanısı alan 57 olgu retrospektif olarak incelendi. Olgularımızın 21'i kadın 36'sı erkek olup erkek kadın oranı 1.71'di. Yaş ortalaması 36.73 idi ve en çok olgu ikinci ve beşinci dekatlarda izlendi. Daumas-Duport yöntemine göre olguların %7'si derece I, %16'sı derece II, %32'si derece III ve %45'i derece IV'tü. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sınıflandırmasına göre ise olguların %23'ü astrositom, %32'si anaplastik astrositom ve %45'i glioblastom idi. Derece arttıkça olgularımızın yaş ortalamasının da arttığı tespit edildi.Öğe Diffuse lipomatosis of thyroid gland(1999) Arslan, Adem; Aliç, Bülent; Uzunlar, Ali Kemal; Büyükbayram, Hüseyin; Sarı, İbrahimA case of diffuse lipomatosis of the thyroid gland is presented. Previously documented cases of this rare disorder are reviewed. Diffuse lipomatosis of the thyroid, amyloid goiter with adipose tissue, and the relationship between lipomatosis and adenolipoma are discussed.Öğe Epithelial dysplasia in gastric endoscopic biopsies(2001) Özaydın, Ö. Mehmet; Uzunlar, A. Kemal; Müderriszade, Mehmet; Yılmaz, Fahri; Sarı, İbrahim; Arslan, Adem; Büyükbayram, HüseyinAmaç : Displazi midenin prekanseröz bir lezyonu olarak kabul edilmektedir. Ancak displazinin tanımı, tanısı ve dağılımında güçlüklerle karşılaşılmaktadır. Bu çalışmanın amacı displazi tanısında karşılaşılan güçlükleri ve displazi suptiperini belirlemektir. Yöntem: 1985-1995 yılları arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı'na gelen 666 olgunun endoskobik mide biyopsi materyallerinin H.E. boyalı parafin kesitleri retrospektif olarak değerlendirildi. 44 (%6.6) olguya displazi tanısı kondu. Bulgular: Olgularımızın 29 (% 65,90)'u erkek, 15 (% 34,10)'i kadın olup, erkek kadın oranı 1.93 dür. Bunların 28 (% 63,65)'inin antrum yerleşimli olduğu saptandı. Genel yaş ortalaması ise 52,2 olarak bulundu. Displazi tanısı konan 44 olgunun 27 (% 61,36)'sı hafif, 11 (% 25)'i orta ve 6 (% 13,64)'si şiddetli displazidır. Orta derece displazilerin 4 (% 36,36)'ü ve şiddetli displazilerin 4 (% 66,67)'ü kanserle birlikteydi. Sonuç: Midede displazi saptandığı zaman kanser olup olmadığı araştırılmalıdır. Kanser tespit edilemezse, seri biyopsiler alınmalı, displazi devam ediyorsa gastrektomi önerilmelidir.Öğe Fibrovascular polyp of the esophagus: Diagnostic dilemma(2004) Özçelik, Cemal; Onat, Serdar; Dursun, Mehmet; Arslan, AdemA 51-year-old female patient was admitted to our department. She had symptoms of dysphagia, regurgitation of a fleshy mass into the mouth, and attacks of dyspnea. Every effort was made for diagnosis. At cervical exploration, upper esophageal polyp was discovered incidentally, and removed. We present this case because of rarity and emphasize the clinical presentation. The physician should be aware of the presence of this rare esophageal tumor. © 2003 Elsevier B.V. All rights reserved.Öğe Hemangioma of the lumbar sympathetic ganglion(1999) Yılmaz, Fahri; Yaldız, Mehmet; Arslan, Adem; Özçelik, Cemal; Uzunlar, Ali Kemal[Abstract Not Available]Öğe Ksantogranülomatöz kolesistit (Bir olgu nedeniyle)(2000) Kılınç, Nihal; Uzunlar, A. Kemal; Yaldız, Mehmet; Arslan, AdemKsantogranulomatöz kolesistit nadir görülen, bazen karsinomla karışan safra kesesinin kronik inflamatuar bir hastalığıdır. Bu çalışmada omentum ve karaciğere yapışık, safra kesesi karsinomu ön tanısı ile operasyona alınan ve mikroskopik olarak ksantogranulomatöz kolesistit tanısı konulan bir olgu literatür ışığı altında sunuldu ve Ksantogranulomatöz kolesistit olgularında ayırıcı tanı tartışılarak, histopatolojik özellikleri irdelendi.Öğe Memenin intrakistik papiller karsinomu (Olgu sunumu)(2001) Aldemir, Mustafa; Kaya, Ö. Özden; Büyükbayram, Hüseyin; Arslan, Adem; Uzunlar, Ali Kemal; Kılınç, Nihal[Abstract Not Available]Öğe Mezenterik kistler(2001) Kılınç, Nihal; Büyükbayram, Hüseyin; Arslan, Adem; Aldemir, Mustafa; Yılmaz, GülşenMezenterik kistler; benign, endotelle döşeli, batın içinde nadir rastlanan kitlelerdir. Ender rastlanırken tanı ve cerrahi tedavi yönleri ile hekimi zorlamaktadırlar. Konjenital oldukları düşünülmesine rağmen, etyolojileri, sınıflamaları ve patolojik özellikleri konusunda karar birliği yoktur. Bu kistlerin klinik bulguları; boyutları, yerleşim yerleri ve komplikasyonlara göre değişmektedir. Tedavileri cerrahi olup mortalite çok düşüktür. Mezenterik kistti 12 olgu 1985-2000 yılları arasında hastanemizde tedavi edildi. En önemli lokalizasyon ince barsak mezenteri (% 58) ve takiben kalın barsak mezenterindeydi (% 42). Enüklasyon çoğu vakanın tedavisinde yeterli bulundu (% 83). Mezenterik kistler karışık klinik görünümleri ve kesin tanımlayıcı testlerin yokluğundan dolayı özel bir ilgi çekmektedirler.Öğe Non-hodgkin's lymphomas in southeastern anatolia(1999) Özaydın, Mehmet; Yılmaz, Fahri; Uzunlar, Ali Kemal; Arslan, Adem; Büyükbayram, Hüseyin; Yaldız, MehmetAmaç: Bu çalışmada Güneydoğu Anadolu'da non-Hodgkin lenfomaların retrospektif analizi amaçlandı. Gereç ve yöntem: 1984-1995 yılları arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı'nda non-Hodgkin lenfoma tanısı alan 185 olgu retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Bütün olgular Working Formulasyonu'na göre sınıflandırıldı. Bütün vakaların 105'i (%56.8) nodal ve 80'i (%43.2) ekstranodal lenfomaydı. Olguların 131'i (%70.8) erkek, 54'ü (%29.2) kadın ve erkek kadın oranı 2.4 idi. Olguların çoğu dördüncü dekattaydı ve ortalama yaş 36.3 idi. Vakaların 43'ü (%23.2) düşük dereceli, 106'sı (%57.3) orta dereceli, 30'u (%16.2) yüksek dereceli ve 6'sı (%3.2) karışık gruptaydı. Olguların 23'ü (%12.4) foliküler ve 162'si (%87.6) diffüz lenfomalıydı. Diffüz büyük hücreli lenfoma 54 (%29.2) vaka ile en sık görülen histopatolojik subtipti. Sonuç: Sonuç olarak verilerimiz gelişmiş ülkeler (Danimarka, Hong Kong ve ABD gibi) ile gelişmekte olan ülkeler (Çin, Gabon ve Kore gibi) arasında tespit edildi.Öğe Prostat adenokarsinomlarında p53 immunreaktivitesi ile prostat spesifik antijen, gleason skoru ve evre ilişkisi(1999) Kılınç, Nihal; Uzunlar, Ali Kemal; Yaldız, Mehmet; Yılmaz, Fahri; Büyükbayram, Hüseyin; Özaydın, Mehmet; Arslan, AdemBu çalışmada, prostat adenokarsinomu tanısı alan 40 olgu incelendi ve immunohistokimyasal olarak pozitif p53 immunoreaktivitesi oranları ile prostat spesifik antijen (PSA), Gleason skoru ve evre ilişkisi araştırıldı. 40 olgunun 6'sında (%15) pozitif p53 immunoreaktivitesi izlendi. Gleason skoru 2-4 olan 11 olguda negatif p53 immunoreaktivitesi, 5-7 olan 17 olgunun 2'sinde (%11.7), 8-10 olan 12 olgunun 4'ünde (%33) pozitif p53 immunoreaktivitesi izlendi. 40 olgudan 22'sinde PSA değeri hakkında veri bulundu. Bu olgulardaki PSA ile p53 arasındaki ilişki; PSA'sı 0-4 ng/ml olan 5 olgunun hepsinde negatif p53 immunoreaktivitesi, 4-10 ng/ml olan 6 olgunun 2'sinde (%33.3), PSA'sı 10 ng/ml'den büyük olan 11 olgunun 4'ünde (%36.3) pozitif p53 immunoreaktivitesi bulundu. PSA değerleri bilinen 22 olgudan lokalize evredeki (evre A,B,C) 7 olgunun 2'sinde (%28.5), metastatik evredeki (evre D) 15 olgunun 4'ünde (%26.6) pozitif p53 immunoreaktivitesi bulundu. Tümör diferansiasyon derecesi ile pozitif p53 immunoreaktivitesi arasındaki ilişki anlamlıydı (p<0.05). Pozitif p53 immunoreaktivitesi iyi diferansiye ve kötü diferansiye tümörler arasında anlamlı fark vardı (p<0.05). Tümör p53 immunoreaktivitesi ile PSA ve evre arasındaki ilişki anlamlı değildi (p>0.05).Öğe Prostat adenokarsinomunda P53 ve proliferating cell nuclear antigen (PCNA) ekspresyonu ile histolojik grade arasındaki ilişki(2000) Kılınç, Nihal; Yılmaz, Fahri; Arslan, Adem; Uzunlar, Ali Kemal; Şahin, Hayrettin; Yaldız, MehmetBu çalışmada Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı'nda 1996-1998 yılları arasında prostat kanseri tanısı alan 40 olgu incelendi. Olgulara ait kesitler p53 ve PCNA ile boyanarak grade ve Gleason skoru arasındaki ilişki araştırıldı. Gleason'a göre olgularımızın 2'si grade I(%5), 12'si grade II(%30), 7'si grade III(%18), II'i grade IV(%27) ve 8'i grade V(%20) idi. Grade I ve grade II olgularımızda p53 ile pozitiflik izlenmezken, grade III olgularımızın I'inde ve grade IV olgularımızın 2'sinde, grade V olgularımızdan ise 3'ünde pozitif boyanma saptandı. PCNA ile grade I olguların ortalama PCNA indeksi 1.310.5, grade II olguların 2.1±1.1, grade III olguların 4.7±2.3, grade IV olguların 6.5±2.5, grade V olguların 7.3±3.8 ve genel ortalama 4.4±2.0 idi. Grade ve Gleason skorları ile p53 ve PCNA arasında anlamlı bir ilişki vardı (p<0.0001). P53 boyanma oranları ile PCNA indeksi arasında ileri derecede pozitif korelasyon saptandı (r=0.6430).Öğe Sarcomatoid renal cell carcinoma and its chromophobe connection(2000) Uzunlar, Ali Kemal; Kaya, Özden; Yaldız, Mehmet; Özdemir, Enver; Arslan, Adem[Abstract Not Available]Öğe Tendon kılıfının dev hücreli tümörü ( Nodüler tenosinovit )(1998) Kapukaya, Ahmet; Özaydın, U. Mehmet; Büyükbayram, Hüseyin; Arslan, Adem; Müderriszade, Mehmet; Sarı, İbrahimDokuz tendon kılıfı dev hücreli tümörü(TKDHT) vakası Idmikopatolojik olarak değerlendirildi. TKDHT anatomik lokalizasyonlanna bağlı olarak 2 guruba ayrıldı, küçük eklem grubu(6 vaka), büyük eklem grubu (3 vaka). Lezyon kadınlar-da erkeklerden daha yaygındı. Mikroskobik olarak her iki grup ta histiosit benzeri köpüksü hücreler ve osteoklast benzeri multinükleer dev hücrelerin karışımından oluşmuştu. Bu tümörler bazen yumuşak dokunun diğer benign ve malign tümörleri ile karışabilir. Vakalarımızın makroskobik ve mikroskobik özelliklen değerlendirildi ve literatür ışığında tartışıldı.Öğe Tiroglossal duktus kistleri (6 olgu dolayısıyla)(2000) Yaldız, Mehmet; Uzunlar, Ali Kemal; Büyükbayram, Hüseyin; Arslan, AdemBu çalışmanın amacı, boyun bölgesinin önemli lezyonlarından olan ve malignite açısından da önem taşıyan tiroglossal duktus kistlerinin klinik ve patolojik özelliklerini, literatür bilgileri ışığında, mevcut olgularımızla birlikte gözden geçirmektir. Tiroglossal duktus kisti bulunan altı olgu bu çalışmaya dahil edildi. Olguların histopatolojik ve klinik özellikleri incelendi. Altı olgunun dördü erkek, ikisi kadındı. Tüm olgularımızda lezyon boyun orta hat üzerinde yerleşimliydi. Hastalar, boyunda yavaşça büyüyen ağrısız kitle tarif etmekteydiler. Mikroskopik incelemede, kist lümeni dört olguda psödostradifiye silindirik, bir olgu çok katlı yassı ve bir olguda ise tek sıralı kübik epitelle döşeliydi. Tüm vakalarda sekonder inflamatuar değişiklikler vardı. Bu kistlerde karsinom gelişme riski olduğu için erken dönemde kistin çıkarılması ve patolojik incelemenin titizlikle yapılması gerekmektedir. Ayrıca bu çalışma bölgemizdeki tiroglossal duktus kistlerinin insidansıyla ilgili bir fikir verebileceği kanaatindeyiz.Öğe Uterin hemanjiyom ( Olgu sunumu )(1998) Yılmaz, Fahri; Yaldız, Mehmet; Arslan, Adem; Kardeş, Emel; Uzunlar, Ali KemalUterusun kavernöz hemanjiyomu seyrek bir lezyondur. Biz postmenapozaı bir kadında anormal uterin kanamaya neden olan, uterin hemanjiyom ve basit endometrial hiperplazili bir olguyu sundukÖğe Value of tenascin-C content and association with clinicopathological parameters in uterine cervical lesions(Wiley-Liss, 2002) Büyükbayram, Hüseyin; Arslan, Adem; 0000-0002-7168-1507To determine whether the content of the matrix protein tenascin-C (Tn-C) is of diagnostic or prognostic value in cervical lesions, we evaluated increases in Tn-C immunoreactivity in 80 formalin-fixed, paraffin-em bedded biopsies and surgical specimens of the uterine cervix. Tn-C content in the basement membrane zone and in the stroma was graded and compared to some prognostic parameters. In the normal cervix, Tn-C formed a thin continuous band. In cervicitis, Tn-C bands thickened in the basement membrane zone and the adjacent stroma in the form of thin filaments. In 30 squamous intraepithelial lesions (SILs) of various grades, Tn-C bands were either slightly (I +) or moderately (2 +) thickened in the basement membrane zone, while slight stromal Tn-C immunoreactivity in the form of thin bands was observed in 12 cases, regardless of grade and inflammatory stromal reaction. In invasive carcinoma, Tn-C content was markedly increased in the stroma and around the invasive nests of tumors. The intensity of Tn-C immunoreactivity was significantly higher in grade I tumors than in others (p < 0.04). The intensity of increase in Tn-C immunoreactivity was 10.5-fold (95% CI 3.39-32.5) higher in invasive cervical carcinomas than in others (cervicitis, low-grade SIL and high-grade SIL) (p = 0.0001). A significant correlation was found between weak Tn-C immunoreactivity and lymphatic space invasion (p = 0.001), lymph node metastasis (p = 0.01), desmoplastic stromal component (p = 0.0001) and stromal inflammation (p = 0.002). In conclusion, increase in Tn-C immunoreactivity may be of value in the assessment of non-invasive and invasive cervical lesions and the appearance of Tn-C may be an indicator of adequate biologic defense in cervical cancer patients. (C) 2002 Wiley-Liss, Inc.